...Çaydanlıktan çıkan buhar ve sese eşlik eden yağmur tınısının oluşturduğu harmoniden başka dikkat çekici bir şey yoktu bu küçük odanın içinde. Geceydi. Durumundan çok eski olduğu anlaşılan ahşap bir sandalyeye oturmuş, odanın tek ve hakikaten büyük penceresinden dışarıyı izliyordu. Zifiri karanlıkta hiçbir şey göremiyordu. Zaten dışarıda görülecek bir şeyler olsa dahi fark edebilecek durumda değildi. Sonbaharın ilk yağmuruydu. Pencerenin yaklaşık her iki tarafından birer metre uzağa asılmış iki gaz lambasıyla aydınlanıyordu içerisi. Ne bir şey görüyor ne de duyuyordu. Gözlerindeki soğukluk o kadar belliydi ki eğer karışısında oturan birine böyle bakıyor olsaydı onu ürpertebilirdi. Yalnızlığından kaçmak için isteyerek ya da istemeyerek kendi içinde yeşerttiği onca dalın bir hiç olduğunu anlayalı boşvermişliği artmıştı. Önceleri arayışı sonuçlandıramamanın getirdiği korkuyla savaşırdı. Şimdi ise mağlubiyetin ve çaresizliğin tarifsiz hafifliği ile oturuyordu. Gözlerindeki ışıklara gerek yoktu artık...
Not : Karhozat(Bir Béla Tarr filmi) isimli filmin bünyemde oluşturduğu duygulardan yola çıkılarak yazılmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder