29 Aralık 2010 Çarşamba

Hayaller İhanet ve Ölüm

Ölümden korkma nedenimiz henüz çok genç olmamız mı?Ya da henüz istediklerimizi yapamamış olmamız mı?Ya da henüz görmek istediğimiz yerleri görememiş olmamız mı?Yoksa sadece hayvansal bir içgüdü mü?

Hayatın amacını irdelemekle falan uğraşmak istemem fakat ölümden korkmak veya ölümden korkmamak yaşayışımıza dair ipuçları verebilir.Bir insana sorulabilecek en güzel sorulardan biridir bence ölümden korkuyor musun demek.Kendime soruyorum ölümden korkuyor muyum diye.Cevap hep evet oluyor.İsteklerime boyun eğememe asiliğinden dolayı kendimden utanıyorum.Çok benimseyemediğim bir yaşam içindeyim,ilerde ne yapacağım belli değil,hayallerim ve ben ayrı gemilerde farklı yönlere doğru yolculuk ediyoruz.Bu yüzden hep ölümden korkacağım.Hayallerimin ölümden sonra bana hesap sormasından korkacağım.Birleşememiş iki aşık.Sanki içgüdüsel olarak ölümden korkma durumundan kurtulmak için,hayattayken içgüdülerimizi de hesaba katarak yolumuzu çizmeliyiz.Hayallerimize ne kadar ihanet edersek ölümün intikamı o kadar acı olacakmış gibi sanki...

28 Kasım 2010 Pazar

İtiraflar

Gündüzü sevmiyorum,geceye tek başına bayılmıyorum.Gece beni alkole sürüklüyor kendini sevdirmek için.Tabi gündüz böyle bir şey yapsa dahi onu sevemem.Anlaşamıyoruz.

Çoğu akşamları yemek yemeyi unutuyorum.Ne yaptığım için yemek yemeyi unuttuğumu unutuyorum ya da bişe olmadığı için hatırlamıyorum.

Günlerimin yüzde doksanı odamda geçiyor.Okula gitmeyi sevmiyorum.Dolabım boş viski şişeleriyle dolu.(Üşenmediğim bir ara atacağım hepsini.)Pantolonları koyacak yer yok.

Ara sıra gitar çalasım geliyor.Artık çalamadığım için beş dakika sonra sinirleniyorum.Zaten telleri seksen üç ay önce değiştirdim ses çok kötü.

İçimdekileri yansıtamıyorum.Kimseyi sallamadığım düşünüldüğü için herkesin en iyi dördüncü ya da beşinci arkadaşıyım.Bir şeyler yapmak istedğimde sağı solu aramalarım genelde evde oturmaya devam etme şeklinde sonlanıyor.

Ha bir de unutmadan en büyük itirafımı yapayım ; pırasaya bayılıyorum.

27 Kasım 2010 Cumartesi

Ağzımdan Kaçtı

Peder.Bugünkü olay karşısında metanetimi yitirdim.Tanrı beni affetsin.Şok içindeyim hala.Anlatılması tarifsiz manzaralar oluşuyor gözümü kapayınca,karanlık olması gereken yerde.Aslında şu anda karnım da biraz aç ama anlatmaya çalışacağım.

Ayıptır söylemesi bugünkü sınavım biraz iyi geçti sanki ya da her zaman olduğu gibi bana öyle geliyor.Fakat bu sefer farklı olan durum şu peder:Kendimi iyi hissettim sınavdan çıkınca.Aman tanrım inanabiliyor musun peder?İlk başta durumun farkında değildim.İlk defa bir sınav iyi geçti diye içten bir tebessüm atıyordum etrafa oysa ki daha önceleri de iyi geçen sınavlarım olmuştu fakat böyle yapmamıştım.Durumun farkına varınca yüzümdeki tebessüm bir anda silindi.Nasıl olabilirdi bu?Bu kadar alçalabilmiş miydim?Gerçek miydi bu?Sadece bir sınav ha!İşte o anda anladım ne durumda olduğumu peder.Boşluktan sardığım şeye bak.Sınava sevinmek!Tenezzül etmezdim bile eskiden.Yaşlanıyor muyum yoksa?Ya da okuduğum bölümde yıllanmanın etkisi bu mu?Ya da Nathaniel'ın dediği gibi"Life happened to us."

Küçük şeylerle mutlu olabilme dersi verebilecek biri olsaydı bu şey ilk olarak tanrı olurdu sanırım peder!Televizyonunda biz küçük gremlinlerin şovunu neşeyle izliyordur.

24 Kasım 2010 Çarşamba

Tahta Tam da Çivi Eksik

Buradan beni dinlemeyen herkese sesleniyorum.Şu satırları okumadığınız sırada belki de çoktan sıkılıp yatağa girmiş,kitap okurken,ara sıra gözlerimi avizeye dikerek sallanıyor mu diye bakıyor olacağım.Muhteşem bir düzen içinde bunları yaparken,en ufak şeylere dahi konsantre olamamanın çelişkisi üstümde ağırlık yapıyor olacak.

Sonra hep yaptığım gibi balkona çıkarım,kulakılığımda müzik.Balkon demirlerini karnıma yaslayıp,kışa ulaşamamış şehrimin garip mevsiminde esen garip esintinin yüzüme vurmasına engel olamayarak uzaklara dalarım.Dengemi kaybeder gibi olup kendime gelince,işte o an en karışık duygular başlar.Sabahattin Ali'nin dediği:"Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak,muhakkak ki,dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaritini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır."cümlesine paralel olarak, hayatımın esintiyle beraber uzaklara gitmesine üzülürmüydüm bilmiyorum ama korkularının üzerine git deneyine kobay olmasını istemediğim kesin.H.P. Lovecraft da en büyük korku bilinmeyenin korkusu demiş ne de olsa.

Bakmayın bu adamların sözlerini söylediğime.Dinlediğim falan yok kimseyi.Kendimi avutuyorum işte.Ha ama istemezmiydim inandığım,taptığım bir komutanın ordusunda ortaçağda savaşarak geçinen bir asker olmak ah.(Biraz önce spartacus falan izlemedim sallama terbiyesiz.)

Neyse.Çok da zaman olmuş.Gelince haber etse bari.

23 Kasım 2010 Salı

Bazal Metabolizma

Bugün sinirli değilim,üzgün değilim,yorgun değilim,mutlu değilim.Hayatıma vasatı aşamayan duyguların hakim olduğunu belli bir süredir biliyorum.Her insan hayatının sahip olduğu iniş çıkışlara,günlük aksiyonlara benim hayatım da sahip.Fakat bedenim hep bazal metabolizmada.

Duygular bazen alışılmış snırılarını geçseler de içimde,çoğu zaman vermem gereken tepkileri veremezken buluyorum kendimi.Biri mutlu bir haberi benle paylaşırken nasıl bir tepki verirsem benim de bu habere sevindiğimi anlar diye çırpınıyorum.Üzüntümü ya da mutluluğumu belli edemiyorum ki zaten.

Bir iki gün önce bayram tatili bitmeden kuzenimle(benden iki yaş büyük) sokakta yürüyorduk.Bir şey almaya gidiyorduk ama neydi tam hatırlamıyorum.Giderken sağımızda iki kişinin bize baktığını fark ettim.Dönüşte elimizde su şişesiyle döndüğümüze göre ne almaya gittiğimiz de ortaya çıktı.Her neyse,bu adamlar hala orda bize bakıyorlardı.Yanlarına yaklaştığımızda iri yarı olanı kuzenime doğru yürüdü."Buralarda görünmeyeceksin bir daha demedim mi?" falan tarzı bir şeyler söyledi.Umursamazlığa boyun eğmiş bünyem doğal olarak tepki vermedi.Adam iyice yaklaşınca kuzenime,umursamazlığım biraz da olsa azaldı.Ara dayağı yeme korkusu olmadan,adeta bir ruh edasıyla ikisinin de suratına bakmadan aralarına girdim.Tamam hadi falan gibi bir şeyler söyleyerek ikisini ayırdım ve yolumuza devam ettik.Evet sıkıcı değil mi?Beni etkileyen zaten adrenalin fışkırması gereken anda heyecan yoksunu bünyemin durumunu korumasıydı.

Merak ettiğiniz şey o adamla kuzenimin arasında ne olduğudur şimdi.Umrumda değil,onu da sormadım.Eve gidince ikimiz de odaya geçtik.Televizyonu açtım.Hiç konuşmadım.Kuzenim de konuşmuyordu.Heralde sormamı falan bekliyordu.Sormadım.Merak etmiyordum ki.Sonra dayanamayıp o anlatmaya başladı ben sormadan.Bir şeyler dedi ama hatırlamıyorum...

12 Kasım 2010 Cuma

Su Her Sıcaklıkta Buharlaşır

Tüm paylaşılan şeyler sadece anın gerektirdiği kadar gerçektir.Kendini beğenmiş bir piç kadar net söylememin nedeni öyle olduğum içindir.Evet öyleyim çünkü bunu gerektirecek kadar yaşadım ve bir ilerisi ne merak ediyorum.

Cebimde su taşıyabilmek istediğimi söylemiştim.O da aynı dertten muzdaripti.Çaresizdik,nasıl yapacaktık bu işi?Taşımaya başladığı gün herşey bitmişti.Duygularımı yasladığım kendimden şeyler bulduğum,ilk fırsatta kaçıyordu küçük kısır döngümüzden.Yapması gerektiği gibi.Eğer fırsat olsaydı ilk benim yapacağım gibi.Tektim.Ama yapacak bir şey yoktu.Geceden sonra gündüz geliyorsa,bu iş de böyleydi.

Kesildiği anda vücudunda kanın bile durmuyor.Sen ise nelerin seni bırakmamasını istiyorsun ya da bırakmayacağını sanıyorsun.Şimdi sen bana aptalların krallığını yapan bir geri zekalı olmadığını kanıtla ben de sana hala paylaşımın sonsuzluğuna güvendiğimi söyleyeyim.

9 Kasım 2010 Salı

Uzaylı Değilim Sizdenim Ama...

Bu bir gaza gelmişlik yazısı değildir.Aksine birikmiş duyguların nefesini ensemde hissetmemden dolayı yeter artık deyip dışa vuruma geçmemdir.Ayrıca olayların çoğunun benle alakası yoktur,gözlemlediğim şeylerdir.

Hani derler ya abi adam çok yetenekli ama işte göz önünde değil.Birinin bulup çıkarması lazım.Eskiden doğruydu bu cümle.İnanırdık.Mantıklı gelirdi.Ama şu anda bu tezin karşısına çıkan o kadar çok örnek var ki.En basiti "şu anda ne yapıyorsunuz,paylaşın!" sitelerinden birinde karışma çıktı.

İnsanlar harıl harıl farklı şeyler yazmak için o kadar uğraşıyorlar ki.Çok güzel şeyler yazanlar da var.Her neyse takipçileriniz falan var anlık paylaşımlarını takip ettikleriniz var.Şunu söylüyorum süper şeyler yazıp çok insan tarafından takip edilenlerle alıp veremediğim yok.Benim sorunum topluluğun kaliteli yazıp popüler olanla,aynı kalitede yazan ama popüler olmayana gösterdiği yavşaklık farkı.Ben sadece bu leş yiyicilere benzettiğim insanlardan iğreniyorum.Nedenini detaylarıyla çözme aşamasındayım ama hala anlamadım.İki taraf da göz önünde,ikisi de kaliteli yazıyor ama takipçisi az olan ne kadar iyi paylaşımlar yapsa da o ilgiyi görmüyor.Biri bana sürü olmadığımızı kantılasın.

*******************************************************************

İnsanlar onların ulaşamayacakları bir seviyede olduğunuza inanıyorlarsa size genelde sempati duyuyorlar,hayranlık duyuyorlar,bilmem ne abi bilmem ne abla,o nasıl filmdi o nasıl goldü bokunu yiyim,öl de öleyim falan diyorlar.Bir de ne kadar gariptir, yine aynı insanlar siz o seviyeye gelene kadar karşınıza türlü engeller çıkarmak için ellerinden geleni esirgemiyorlar.Onlarla aynı sosyal çevre içinde bir işi meşhuru kadar iyi icra ediyorsanız genelde umursamazlığa ya da daha kötüsü kıskançlığa maruz kalıyorsunuz.

Aklıma çevremizdeki başarılıları ne kadar çekemediğimizi anlatan bir örnek geldi.Vize sonuçları açıklandı,yanımda oturan arkadaş yüksek almış.Kutladım onu.Sonra çıktık bunla bahçedeyiz.Bir başka arkadaş geldi notunu sordu ona.Notunu söyledi arkadaş.Soruyu soranın cevabı her şeyi açıklıyor : benim sürem yetmedi yoksa yapardım...

6 Kasım 2010 Cumartesi

Aysbergin Görünen Tarafı

Bir şeylere alışmayı da alışma zorunluluğunu da alışma sürecini de sevmiyorum.Huysuzum arkadaş!Bırakın beni şu köşede.Halimi hatırımı sormanıza da gerek yok.Arada sırada arayabilirim.İki biraya eşlik etmeyi çok görmezseniz bir hafta falan sesim kesilir,herkes devam eder sonra işine.Garip bir ilişki gibi ama yılan desenli sarmaşıklarla birbirine bağlanmaktan çok birbirini boğan insanların ilişkisinden iyi sanki.Ha bir de çok içersem onu bunu fazla överim ben.Bende de etkisi işte bu ne yapayım.Komik geliyor bana da.Kıskandığın,nefret ettiğin olmasa iyi olur.Masadayken onu översem boşuna acı çekme bir sarhoş yüzünden.Tabi sözlerime değer verip beni ipleyen bir insan olduğunu varsayarsak seni.Sen sen masadaki ben mi diye işaret eden.Evet sen.Çok soğuk bir insan gibiyim kendime dışardan bakınca.Buraya bağlamaya çalıştım aslında.

21 Eylül 2010 Salı

Terk Ediş

Yağmuru bekliyordu umutsuzca,
Kurumuş,sinirliydi.
Her kopan dal,
Yeni bir umutsuzluk yaprağıydı.
Beklentisi azaldıkça yeşerdi.
Yeşerdikçe umursamaz oldu,
Umudu azaldıkça filizlenen yapraklarını
Sonbahara küfrederek dökmez oldu.
Aslında hiç yaprak yoktu.
Yeşeren kökleriydi sadece,
Toprağı sakin bir öfkeyle sıkarak,
Sağlam,dimdik.
Yıkılmamak üzere.

18 Eylül 2010 Cumartesi

Paradoksun Dibinde Bir Hayat

Çoğu zaman tek yaptığım şey sakin bir barda oturup düşüncesizliğe dalmak oluyor,çok şeyi bir arada yapabilen insan beynine ihanet ederek!Çağlardan bize kalan en büyük hazine olan hevessizliği heves ederek(basit bir amaç gibi!) yaşamanın anahtarını kaçırmamak lazım ne de olsa.

Bu arada alkolikliğin başlangıç safhasıymış tek başına alkol almaya başlamak.Bir şey ifade etmedi.Al işte!Evliliğini kutlayan çiftin başı çektiği konvoy şu anda odamda müziğimi duymama engel oluyor.Kornayı asıl amacı dışında çalan insanların çoğunluğu oluşturduğu başka ülke var mıdır acaba?Her neyse.

Amaca muhtaç olmak.Pembe panjurlu boşluğun kollarına düştüm,amansızca,utançtan yoksun,düşüncesizliği amaçlayarak.
En kötü ihtimalde her zaman bir amacı oluyor şu insan hayatının.Ne zayıflık gösterisi ama.

10 Ağustos 2010 Salı

Az Umut Az Düş Kırıklığı

İlkbaharda filizlenen yaprağın güvenilirliğine yeşermiştim.İhtimallerin hep olacağını düşündüren ne bana anlamıyorum.Aşırı iyimserlik,karamsarlığa açılan en yakın kapı.Ve ben bunun en canlı örneğiyim.

Kötü bir günden sonra der ki :"Bundan daha iyi günler de olacak."Evet ve o daha iyi günlerden sonra bugününden daha kötü günlerin de olacak.Ya da öncesinde.Umudun ne kadar şiddetliyse,en büyük acının mutlak değeri de o kadar olacak.Az umut,mutluluğu az hayat,az düş kırıklığı...

5 Ağustos 2010 Perşembe

Her Zamankinden

Sıcak ve alışıldık bir havaydı şehrimde.Sigara yasağından dolayı dışarı çıkıyordum zırt pırt elimde biramla.(Sadece biranın yanında içen insanlardanım,aksini düşünseniz de umrumda değil.)Saat akşam on sularında trafikte araba sayısı iyice seyrekleşmişti.İyiydi bu dışardayken de müziğin sesini alabiliyordum artık.

Beklentilerimi en aza indirmem,biranın tadını arttırıyordu,her ne kadar hiçliğin dayanılmaz ağırlığı üstüme çökse de.Sevdiğim bir şarkının üstüne denk geldiği zaman hafif bir esinti, ağlamamak için zor tutuyordum kendimi.Mutluluk buydu işte.

Yaplayarak yürüme kıvamına gelene kadar içtmiştim.Karşıdan karşıya geçerken kalmayan arabalardan cesaret alarak kafamı hiç çevirmeden ilerliyordum eğer o yaptığıma ilerleme deniyorsa.Bu ilginç ritmimin üstüne şarkıyı bitirecek olan soloyu beklemiyordum da değil yoldan gelecek.Korktum...Hemen soluma baktım.Yolun sağında solunda nöbet tutan lambalardan başka şey yoktu.

Uykuya dalarken daha doğrusu sızarken aklımda son kalan şey,bu geceki bira ne kadar güzeldi öyle.Beklentisiz,duygusuz,biraz korkak ama yeterince cesaretli.Ertesi gün ise barda : her zamankinden...

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Ne İstemediğimi Biliyorum

Woody Allen üstadın filminde(Vicky Cristina Barcelona) böyle diyordu karışısındakine güzel kadın.Sözün söylendiği kadın ise ne istediğini bilen biri olarak göze çarpıyordu.Ne istediğini bilen(acaba?) kadın,istemediği(acaba?) çoğu şeyi yapıyordu filmde.Neyse şimdi filmi tartışmak yersiz.

Çok şükür ki sinema falan var da insanlar ufak da olsa istediği şeyleri yapabiliyor.Hangi filmi istiyorsak ona gidebiliyoruz mesela.Geçen günlerde canım fanta çekti,girdiğim bakkalda yoktu ben de başkasına gittim orda buldum.Bazen hayat güzel.

Ağaç yaşken eğilir der genelde hocalar veletlere.Bana niye söyledin ki bunları yahu.Sekiz yaşındayım be!Anama babama anlatmadıktan sonra canın cehenneme.Belki beni dinleyip o zaman okuldan alırlardı.Ha belki o yaşlarda bunları konuşabiliyor olsaydım daha da heveslenirlerdi bu çocuk doktor olacak diye.Düşünsenize sekiz yaşında velet geliyor ben öğrenim hayatımı başka alanlarda sürdürmek istiyorum diyor.Nasıl hoşlarına gider,"ay büyümüş de küçülmüş laflara bak,maşşallah doktor olacak oğlum" filan derlerdi kesin.

İşte bu yaşlara geldim(üniversitede 3. senem) filme dair yazılmış üstteki ironik cümleden bağımsız olarak:ne istediğimi biliyorum ama ağacın dalı yaşken yan bahçeye doğru eğildiği için istemediği şeylere sürükleniyor insan.Bazı cılız denemelerden başka deneyimim yok istediğim şeylerde.Neyse canım fanta çekti.