...Çaydanlıktan çıkan buhar ve sese eşlik eden yağmur tınısının oluşturduğu harmoniden başka dikkat çekici bir şey yoktu bu küçük odanın içinde. Geceydi. Durumundan çok eski olduğu anlaşılan ahşap bir sandalyeye oturmuş, odanın tek ve hakikaten büyük penceresinden dışarıyı izliyordu. Zifiri karanlıkta hiçbir şey göremiyordu. Zaten dışarıda görülecek bir şeyler olsa dahi fark edebilecek durumda değildi. Sonbaharın ilk yağmuruydu. Pencerenin yaklaşık her iki tarafından birer metre uzağa asılmış iki gaz lambasıyla aydınlanıyordu içerisi. Ne bir şey görüyor ne de duyuyordu. Gözlerindeki soğukluk o kadar belliydi ki eğer karışısında oturan birine böyle bakıyor olsaydı onu ürpertebilirdi. Yalnızlığından kaçmak için isteyerek ya da istemeyerek kendi içinde yeşerttiği onca dalın bir hiç olduğunu anlayalı boşvermişliği artmıştı. Önceleri arayışı sonuçlandıramamanın getirdiği korkuyla savaşırdı. Şimdi ise mağlubiyetin ve çaresizliğin tarifsiz hafifliği ile oturuyordu. Gözlerindeki ışıklara gerek yoktu artık...
Not : Karhozat(Bir Béla Tarr filmi) isimli filmin bünyemde oluşturduğu duygulardan yola çıkılarak yazılmıştır.
19 Kasım 2011 Cumartesi
16 Kasım 2011 Çarşamba
Bozkıra Ağlayan Gökyüzü
Yıkama işlemi bitmiş köye dönüyorduk. Dedem en önde... Arabayı halam sürüyordu. Gri gökyüzünün altında uzanan, uçsuz bucaksız, sapsarı bozkırların ortasında hiçbir şeymiş kadar yer kaplayan uzun ince yolun ortasındaydık. Hafiften yağmur yağıyordu. Silecek arabanın camına vuran yağmur damlalarını süpürdükçe, gözlerimde birikmiş yaşların baskısı artıyordu.
Bu yetmezmiş gibi "Ne yapabilirz ki?" dedi halam. "Zamanı gelen gidiyor." Kafamı sağa çevirdim. Camdan dışarı uzaklara, çok uzaklara baktım. Kaybolmak istedim... İzimi kaybettirmek bu duygulara... Başka zamanlara açılan kapılar görmeyi hayal ettim. Fakat sileceğin sesi, sırtımdan tutumuş, üstümdekileri sündürerek beni geriye çekiyordu... Cama düşen damlalar... Daha az önce ordalardı... Kafamın içinde yuvarlanan ve gittikçe büyüyen bir kar topu vardı. Gözlerim patlayacakmış gibi hissediyordum. Sanki birileri yaşları zorla gözlerimden dışarı itekliyormuş gibi... Tek tük ağaçların görüntüye girip kaybolmasına odaklandım. Sonsuz genişlikteki bu sarı bozkır denizinde, yağmurlu havanın eşlik ettiği bomboş yollarda, en öndeki cenaze aracını takip ediyorduk. Ateşin düştüğü yer işte tam burasıydı... Yağmur başkalarını ıslatıyordu...
Bu yetmezmiş gibi "Ne yapabilirz ki?" dedi halam. "Zamanı gelen gidiyor." Kafamı sağa çevirdim. Camdan dışarı uzaklara, çok uzaklara baktım. Kaybolmak istedim... İzimi kaybettirmek bu duygulara... Başka zamanlara açılan kapılar görmeyi hayal ettim. Fakat sileceğin sesi, sırtımdan tutumuş, üstümdekileri sündürerek beni geriye çekiyordu... Cama düşen damlalar... Daha az önce ordalardı... Kafamın içinde yuvarlanan ve gittikçe büyüyen bir kar topu vardı. Gözlerim patlayacakmış gibi hissediyordum. Sanki birileri yaşları zorla gözlerimden dışarı itekliyormuş gibi... Tek tük ağaçların görüntüye girip kaybolmasına odaklandım. Sonsuz genişlikteki bu sarı bozkır denizinde, yağmurlu havanın eşlik ettiği bomboş yollarda, en öndeki cenaze aracını takip ediyorduk. Ateşin düştüğü yer işte tam burasıydı... Yağmur başkalarını ıslatıyordu...
2 Ekim 2011 Pazar
Centilmenler Ülkesi
Gerçek olmadı mı sanıyorsunuz? Makineler kontrolü ele geçiremedi mi? Fena yanılıyorsunuz o zaman. En azından dünya üzerinde bir ülkede bu gerçekleşti ondan eminim.
Bu ülkede otomobil denen çok garip makineler var. İnsan taşımak için tasarlanmış bir şey bu. Yollar yapmışlar onun için. Otomobiller yürüsün diye. Ve şu anda bu makineler insana karşı üstünlüğü ele geçirmiş durumda.
Otomobillere kırmızı ışık yanarken yaya geçidinden geçmenin ölümcül tehlikeye sahip olduğu bir yer burası. Yaya geçidinin ortasındayken yeşil yanarsa işte o zaman durum biraz karışık. Beklemek yerine spor yapmanız için sizi biraz koşturabilirler. Bizi düşünüyorlar tabii ki de.
Bazıları bunu abartarak yaya geçidi olmayan yerde karşıdan karşıya geçerken sizi görünce daha da hızlanıyor. İşte onlar en iyilik severleri. Bu otomobillerin Dr. Mehmet Öz'ün ajanları olduğu söyleniyor. Spor yapmayan insanlar çıldırtıyormuş da kendisini. Ona katılıyorum ama orası ayrı konu.
Ve bazen de durum çok komplike hallere dönüşebiliyor.Biraz önce demiştim ya; yaya geçidinden insanlar geçiyorsa ve o anda araçlar için yeşil yanmış siz de önünüzdekini ezip geçmiyorsanız çok büyük tepki alabiliyorsunuz. Aynısı dün gece oldu. Özellikle dikkat ettim arkadaki araç önümüzden geçenleri görmüyor mu diye evet görüyordu ama umrunda değildi. Yayalara izin verdik geçtiler sonra biz geçtik. Arkadaki araç aşırı hızlanarak çeşitli el kol hareketleri yaparak ve iltifat olmadığına emin olduğum şeyler söyleyerel geçti yanımızdan. Sorduğumuz zaman ezin ölsün neyi bekliyorsunuz diyecek değil ya, ne yapmamızı istediğini bir türlü çözemeyeceğim. Sokaklar tamamen eğitimli centilmenlerle dolu. İçim çok rahat şu yıllarda. Okuma oranımız giderek artıyor. Jazz kulüpleri çok revaçta. Mutlu ölebilirim.
Bu ülkede otomobil denen çok garip makineler var. İnsan taşımak için tasarlanmış bir şey bu. Yollar yapmışlar onun için. Otomobiller yürüsün diye. Ve şu anda bu makineler insana karşı üstünlüğü ele geçirmiş durumda.
Otomobillere kırmızı ışık yanarken yaya geçidinden geçmenin ölümcül tehlikeye sahip olduğu bir yer burası. Yaya geçidinin ortasındayken yeşil yanarsa işte o zaman durum biraz karışık. Beklemek yerine spor yapmanız için sizi biraz koşturabilirler. Bizi düşünüyorlar tabii ki de.
Bazıları bunu abartarak yaya geçidi olmayan yerde karşıdan karşıya geçerken sizi görünce daha da hızlanıyor. İşte onlar en iyilik severleri. Bu otomobillerin Dr. Mehmet Öz'ün ajanları olduğu söyleniyor. Spor yapmayan insanlar çıldırtıyormuş da kendisini. Ona katılıyorum ama orası ayrı konu.
Ve bazen de durum çok komplike hallere dönüşebiliyor.Biraz önce demiştim ya; yaya geçidinden insanlar geçiyorsa ve o anda araçlar için yeşil yanmış siz de önünüzdekini ezip geçmiyorsanız çok büyük tepki alabiliyorsunuz. Aynısı dün gece oldu. Özellikle dikkat ettim arkadaki araç önümüzden geçenleri görmüyor mu diye evet görüyordu ama umrunda değildi. Yayalara izin verdik geçtiler sonra biz geçtik. Arkadaki araç aşırı hızlanarak çeşitli el kol hareketleri yaparak ve iltifat olmadığına emin olduğum şeyler söyleyerel geçti yanımızdan. Sorduğumuz zaman ezin ölsün neyi bekliyorsunuz diyecek değil ya, ne yapmamızı istediğini bir türlü çözemeyeceğim. Sokaklar tamamen eğitimli centilmenlerle dolu. İçim çok rahat şu yıllarda. Okuma oranımız giderek artıyor. Jazz kulüpleri çok revaçta. Mutlu ölebilirim.
29 Nisan 2011 Cuma
Eh İşte
Adam barda tek başına içiyordu.Hayır içeri tanışacağı güzel bir kız girmedi.İçeri hiç kimse girmedi.Hikayeler her zaman anlatılanlar gibi gelişmiyor ne de olsa.Tam içmeye zevk aldığı anda-bilirisiniz o anı ya da her neyse-barmen barı kapatacağını ve acele etmesi gerektiğini de söylemedi ya da kız arkadaşına sarktığı için bara dalıp yanlışlıkla başka bir adamı vuran birinin vurduğu yanlış kişi de olmadı.Ne iyi ne de kötü bir hikayeydi bu.Vasat bir rüzgarın sürüklediği,bilmem ne kadar önceki sonbaharda dökülmüş,kurumaya inat eden özelliksiz bir yaprağın ilginç olmayan hikayesiydi sadece.
4 Nisan 2011 Pazartesi
Normal Bir Hikaye
Çırpındıkça batan bir adamın hikayesi bu.O çırpındı,çırpındıkça battı fakat hikaye bu kadar değildi.Sular adamın batışıyla aynı hızda yükseliyordu...
3 Nisan 2011 Pazar
Zamanın İki Yüzü
Rastgele bir sokakta eski sevgilinin parfümüyle hüzünlü bir buluşma ya da eski evinin olduğu sokakta yeni beton dökülürken bıraktığın küçük ayak izlerni görmenin verdiği iç düğümlenmesi...Kalbine kendi kendine çektiğin buz gibi setlerin yavaşça erimesi ya da aşağıya atlamak isterken suların yükselmesi...Dedenin seni parka götürürken giydiği ayakkabının aynısını başkasında görmenin getirdiği burukluk ya da eski kitaplarının arasında,karaladığın hayallerin solmuş renklerini bulmanın ekşi coşkusuyla yüzüne esen süresi geçmiş ılık rüzgar...Zaman...Ne çok şeye anlam kazandırıyorsun,neleri anlamsızlaştırırken.Bu kadar acımasız ama aynı derecede şefkatli...
21 Mart 2011 Pazartesi
Tek Kişilik Bulutlar
İkinciler tarihin ve çoğu kişinin umrunda değildir fakat "Birinci değilsen hiçbir şeysin" cümlesi benim için saçmalık.Bazı müzik gruplarında ön planda olmayan grup elemanları daha çok ilgimi çekiyor.Finallerde kaybeden takımları da kupayı kazananlar kadar hatırlayabiliyorum.Bir futbol takımında en sevdiğim parça en çok koşan adam,10 numarayı giyen değil.Ve biraz daha ileri gidersek kaybedenlerin hikayeleri daha çok ilgimi çekiyor.Siyah beyaz görüntüleri daha çok seviyorum,gündüzün kendini kaybetmiş hali olan geceyi,yağmur yağarken gri denizi ve güneş doğmadan hemen önceki soluk renkleri...
5 Mart 2011 Cumartesi
Sarışınımsılar ve Gömlekler
Sıkıcı bir cumartesi öğleden sonrası...Bir düşünelim neler yapabilirim bugün...Mesela şehrimin boktan sinemalarına gidip,saçma sapan nedenlerden dolayı aynı tip filmlerin gösterildiği salonlardan birinde eğlenebilirim.Vizyona fazla türk filmi girmesin diye dua ediyorum artık.Çünkü vizyona giren türk filmlerinin neredeyse tamamına yakını(usta sinemacıların filmlerini bu durumun dışında tutuyorum.Ki onlar yurdumun çoğu sinemasında perdeye yansıtılmıyorlar zaten.) malum dizilerde ağlayan küçük çocuklar ya da zengin oğlana aşık olan fakir kızların yarattığı basit ve ucuz dramlar tarafından hapsedilmiş topluluğa hitap ediyor.Coen kardeşlerin yeni filmi True Grit şehrimde vizyona girmedi.Acı olan ne biliyor musunuz ülkemde sınırlı sayıda salonda oynayan True Grit'in bu usta yönetmenleri,birkaç yıl önce Türk sinemasına ve Nuri Bilge Ceylan'a saygı duruşu niteliğinde bir kısa film çekmişlerdi.Hayır Coenler!Türk sineması o değil.Türk sineması şu anda sizin filminizin ülkemizde çoğu yerde oynatılmamasıdır...
Ya da mesela dışarı bir şeyler içmeye çıkabilirim.Birbirinin aynısı olan mekanlardan birine oturup,seri üretimden çıkmış gibi görünen aynı stile sahip sahte sarışınlar ve pahalı gömlekler içinde kendini sıkan erkeklerin oluşturduğu masaların arasında kasıntının kara deliğine yakalanmadan belki bir şeyler içebilirim.
Ne kadar güzelsin sen şehrim!Ne kadar tek tip!
Not : Gömlek giymeyi ben de çok severim.Şükür ki sevdiğim gömlek tarzına henüz bulaşmadılar.
Ya da mesela dışarı bir şeyler içmeye çıkabilirim.Birbirinin aynısı olan mekanlardan birine oturup,seri üretimden çıkmış gibi görünen aynı stile sahip sahte sarışınlar ve pahalı gömlekler içinde kendini sıkan erkeklerin oluşturduğu masaların arasında kasıntının kara deliğine yakalanmadan belki bir şeyler içebilirim.
Ne kadar güzelsin sen şehrim!Ne kadar tek tip!
Not : Gömlek giymeyi ben de çok severim.Şükür ki sevdiğim gömlek tarzına henüz bulaşmadılar.
3 Mart 2011 Perşembe
Pink Floyd
Renksiz hayatıma daha derin bakmak...Bazı filmler siyah beyaz daha etkilidir.Mazoşistliğin ve bakış açıma olan narsist duyguların karıştığı nehirde yüzüyorum.Pink Floyd dinlemekten zevk alınan bir yaşam megalomanyaklığı hak ediyor.David Gilmour'a atın suçu.
24 Şubat 2011 Perşembe
Tavanlar
İnsanlar uyandıklarında uzun uzun tavana bakar şekilde kalırlar ya da kalmazlar.Ve farklılığı bu yaratır.Olay bu kadar basit mi bilmiyorum ama olsun.Göreceli bir durum bakma süresi.Gitmem gereken bir yer olduğunda tavana kısa süre bakıyorum boş boş.O gün için yeterli.Hatta yerine göre çok uzun.Yapacak işimin olmadığı sabahlarda ise acıktığımı hissedene kadar tavana baktığım oluyor.Nedenim ise çok basit.Kimse kafasını kaldırıp yukarı bakmıyor çoğu zaman.Fakat tavanlar da görülmeyi hak ediyor.Evet çok saçma.
22 Şubat 2011 Salı
Sabahlar Kötüdür
Rüyaların bittiği andır en basitinden.Kabuslar daha heyecanlı hem ne de olsa.Solacağını bile bile yeşermeye çalışan insan davranışlarının doğurduğu dramdan daha ağır ve daha doğal ne olabilir ki?
25 Ocak 2011 Salı
Öylesine Bir Hikaye
Adam cesaretini toplamaya çalışır gibi nefes alıp yutkunmaktadır.Müzik bu cılız seslerin duyulmaması için kalkan oluşturmaktadır sanki. Birilerine içsel şeyleri söylemekte hep zorlanmıştır.Cesaretini topladığına inanır,bükük boynunu kaldırır sağına döner,sevgilisinin yüzüne bakar,kadın da ona bakar ve makyajını tazelemeye gideceğini söyleyerek kalkar gider.İçerde barmenle beraber iki kişi kalmışlardır artık.Kadın kalktıktan sonra ağzında sanki bir nefes bombası patlar adamın.Hayal kırıklığı dolu bira kokulu hava yavaş yavaş seyrelerek fizik kurallarına saygılı bir şekilde bara dağılır.
Topuklu bir ayakkabından çıktığı aşikar sesleri duyar adam,kadın gelir sağ tarafına oturur.Bu sefer ne derin derin nefes almaktadır ne de yutkunmaktadır.Gözünü bira bardağına dikmiş sanki çevresinde kimse yokmuş gibi bardağa konuşur:"Sanırın dün gece babamı öldürdüm...Evet zaten annemin onu bir orospuyla bastıktan sonra evi terk etmesinden beri her gece sinir dolu karmakarışık rüyalar görüyorum ama..."Bir iki saniye bekler konuşmaya devam eder:"Sinirlenmişti,önemsiz bir konu hakkında tartışıyorduk.Dayanamadığım bir anda küfür ettim,gözlerimin içine bakıyordu.Ne hissettiğini hiç anlayamadım.Sanırım ölümün duygusuzluğu böyle bir şey."Zar zor birasından büyük bir yudum alıp bardağa bakarak anlatmaya devam eder:"Sırtımı dönüp mutfağa su içmeye gittim.Döndüğümde salonda babamı yerde yatarken gördüm.Kalbi atmıyordu.O anda bayıldım.Sabah kalktığımda kendi yatağımdaydım.Şok içinde hemen salona koştum.Kimse yoktu.Sonra arkamdan gelen kapı açılma sesini duydum ve hemen arkamı döndüm.Babam elinde taze ekmek ve gazeteyle içeri girmişti.İki üç saniye hangi zamanda,nerde olduğumu anlayamadım.O anda ilk önce gözümün önüne çocukluğumdan hayal meyal hatırladığım, aldatıldığı için evi terk eden annemin görüntüsü geldi.Özlem...Sonra bu duygu yerini çok ağır bir nefrete bıraktı.Babam karşımda kanlı canlıydı."Gözünden iki damla yaş süzülür.Kafasını kaldırır sağına bakar ve o anda adamın resmen nutku tutulur.Barın ışıklarının tanrıçalaştırdığı yabancı bir kadın hafif bir tebessümle adamın yüzüne bakmaktadır.Kadının suratında belli belirsiz şaşkınlık vardır ama yüzüne asıl hakim olan şey ortalığa kibir dalgaları yayan hafif büzülmüş dudaklarıdır.
Ve konuşmaya başlar:"Bana bunları anlatmak yerine içki ısmarlaman bir iki kelime konuşmamız için kapıyı daha iyi açabilirdi."der.O anda adamın sevgilisi tuvaletten çıkar ve adamla kadını görür.Adam hemen toparlanır ve sevgilisinin gözlerine bakar.O anda adamın kafasında bazı görüntüler oluşur ama parçaları bir türlü bir araya toplayıp anlamlı bir bütün oluşturamamaktadır.Sevgilisinin gözlerinde anlamsızlık ve biraz da hayal kırıklığı hisseder ya da ona öyle gelmektedir.Hatta bir ara çocukluğu boyunca aşina olduğu annesinin gözlerini gördüğüne yemin edebilirdi.Adamın içini garip bir rahatsızlık hissi kaplamıştır.
Ayağa kalkar kimseye bir şey demeden sevgilisinin yanından hızla süzülerek tuvalete doğru yürür.Kapıyı şiddetle açar ve içeri girmeden anında geri kapatır.Beyninin karanlık tarafından oluşturulan çağrışımlar bazen dengesini alt üst etmektedir ve babası her yerde karşısına çıkmakla artık çok olmaktadır.
Topuklu bir ayakkabından çıktığı aşikar sesleri duyar adam,kadın gelir sağ tarafına oturur.Bu sefer ne derin derin nefes almaktadır ne de yutkunmaktadır.Gözünü bira bardağına dikmiş sanki çevresinde kimse yokmuş gibi bardağa konuşur:"Sanırın dün gece babamı öldürdüm...Evet zaten annemin onu bir orospuyla bastıktan sonra evi terk etmesinden beri her gece sinir dolu karmakarışık rüyalar görüyorum ama..."Bir iki saniye bekler konuşmaya devam eder:"Sinirlenmişti,önemsiz bir konu hakkında tartışıyorduk.Dayanamadığım bir anda küfür ettim,gözlerimin içine bakıyordu.Ne hissettiğini hiç anlayamadım.Sanırım ölümün duygusuzluğu böyle bir şey."Zar zor birasından büyük bir yudum alıp bardağa bakarak anlatmaya devam eder:"Sırtımı dönüp mutfağa su içmeye gittim.Döndüğümde salonda babamı yerde yatarken gördüm.Kalbi atmıyordu.O anda bayıldım.Sabah kalktığımda kendi yatağımdaydım.Şok içinde hemen salona koştum.Kimse yoktu.Sonra arkamdan gelen kapı açılma sesini duydum ve hemen arkamı döndüm.Babam elinde taze ekmek ve gazeteyle içeri girmişti.İki üç saniye hangi zamanda,nerde olduğumu anlayamadım.O anda ilk önce gözümün önüne çocukluğumdan hayal meyal hatırladığım, aldatıldığı için evi terk eden annemin görüntüsü geldi.Özlem...Sonra bu duygu yerini çok ağır bir nefrete bıraktı.Babam karşımda kanlı canlıydı."Gözünden iki damla yaş süzülür.Kafasını kaldırır sağına bakar ve o anda adamın resmen nutku tutulur.Barın ışıklarının tanrıçalaştırdığı yabancı bir kadın hafif bir tebessümle adamın yüzüne bakmaktadır.Kadının suratında belli belirsiz şaşkınlık vardır ama yüzüne asıl hakim olan şey ortalığa kibir dalgaları yayan hafif büzülmüş dudaklarıdır.
Ve konuşmaya başlar:"Bana bunları anlatmak yerine içki ısmarlaman bir iki kelime konuşmamız için kapıyı daha iyi açabilirdi."der.O anda adamın sevgilisi tuvaletten çıkar ve adamla kadını görür.Adam hemen toparlanır ve sevgilisinin gözlerine bakar.O anda adamın kafasında bazı görüntüler oluşur ama parçaları bir türlü bir araya toplayıp anlamlı bir bütün oluşturamamaktadır.Sevgilisinin gözlerinde anlamsızlık ve biraz da hayal kırıklığı hisseder ya da ona öyle gelmektedir.Hatta bir ara çocukluğu boyunca aşina olduğu annesinin gözlerini gördüğüne yemin edebilirdi.Adamın içini garip bir rahatsızlık hissi kaplamıştır.
Ayağa kalkar kimseye bir şey demeden sevgilisinin yanından hızla süzülerek tuvalete doğru yürür.Kapıyı şiddetle açar ve içeri girmeden anında geri kapatır.Beyninin karanlık tarafından oluşturulan çağrışımlar bazen dengesini alt üst etmektedir ve babası her yerde karşısına çıkmakla artık çok olmaktadır.
22 Ocak 2011 Cumartesi
Murphy Kanunları ve Ben
Yaşadığım günler içinde öğrendiğim en önemli şey şu,gardını düşürdüğün anda yumruğu suratına yersin.Bu durum sanırım bende fobi oluşturdu.Bir hafta işler iyi gitmeye görsün.Diğer hafta bana nefretini kusmaya yemin etmiş şekilde saldırıyor her şey.Sadece benim hayatım mı bu kadar dalgalı bir çizgi çiziyor bilmiyorum ama benim buna kafayı aşırı taktığım aşikar.
Murphy kanunları benim için yazılmış gibi hissediyorum.Şemsiyen yoksa yağmur yağar evet aynen öyle!23 numara adlı filmi izleyenler bilirler oradaki adamın takıntısı yüzünden ne hallere geldiğini.Benim durumum bu olabilir mi acaba?Hayatın akışını murphy kanunlarıyla ilişkilendirerek küfür savuruyorum sağa sola devamlı.Bazı günler evrene hakim olan gücün benimle dalga geçtiğini düşünüyorum,sonra hadi lan deyip mutağafa gidip meyve suyu koyup televizyonu açıyorum.Evlilik programında apartman dairesi olan bir koca isteyen teyzeyi gördükten sonra o kanalı zaplayıp odama dönüp üç gün önce aldığım cipsi açıyorum sonunda.Bir tane film açıp izlemeye başlıyorum.Meyve suyunun kutusunu almak için ayağa kalkıp mutfağa yürümeye başladığımda ayağım halıya takılıyor ve yere düşüyorum.Sonra bu olaya sinirlenip bu satırları yazmaya başlıyorum.Kandın mı?Alakası yok olayın bununla aslında.Halıya takılıp şanssız olduğumu iddaa edecek kadar gülünç müyüm Allah aşkına?Benim bunu yazma sebebim o kadar çileyi çekip mutfağa ulaştığımda meyve suyunun bir bardağı doldurmaya yetecek kadar kalmamış olmasıydı.
Murphy kanunları benim için yazılmış gibi hissediyorum.Şemsiyen yoksa yağmur yağar evet aynen öyle!23 numara adlı filmi izleyenler bilirler oradaki adamın takıntısı yüzünden ne hallere geldiğini.Benim durumum bu olabilir mi acaba?Hayatın akışını murphy kanunlarıyla ilişkilendirerek küfür savuruyorum sağa sola devamlı.Bazı günler evrene hakim olan gücün benimle dalga geçtiğini düşünüyorum,sonra hadi lan deyip mutağafa gidip meyve suyu koyup televizyonu açıyorum.Evlilik programında apartman dairesi olan bir koca isteyen teyzeyi gördükten sonra o kanalı zaplayıp odama dönüp üç gün önce aldığım cipsi açıyorum sonunda.Bir tane film açıp izlemeye başlıyorum.Meyve suyunun kutusunu almak için ayağa kalkıp mutfağa yürümeye başladığımda ayağım halıya takılıyor ve yere düşüyorum.Sonra bu olaya sinirlenip bu satırları yazmaya başlıyorum.Kandın mı?Alakası yok olayın bununla aslında.Halıya takılıp şanssız olduğumu iddaa edecek kadar gülünç müyüm Allah aşkına?Benim bunu yazma sebebim o kadar çileyi çekip mutfağa ulaştığımda meyve suyunun bir bardağı doldurmaya yetecek kadar kalmamış olmasıydı.
17 Ocak 2011 Pazartesi
Bir Şarkının Düşündürdükleri
Bu şarkıyı dinlerken zevkimin geçirdiği inanılmaz evrime şaşırmalı mıyım bilmiyorum.Bazen bir şarkı sadece bir şarkı değildir.Ona derin bakarsan bir şeylerin değiştiğini anlarsın.Beden eğitimi dersi ya da teneffüste oynayacağın futbol güme gideceği için ilkokul çağında yağmurlu havadan nefret etmen nasıl da değişti.Şimdi yağarken camdan izlemek için sıcak kahveyle yağmur duasına çıkmanı nasıl açıklayabilirsin?
Her zaman dediğim gibi değişimlerden nefret ederim ve ne kadar ironiktir ki başımıza gelen şey sadece değişim.Aslında sanırım benim nefret ettiğim değişim değil,bir şeylerin bana çaktırmadan değişmeyi başaramamaları.Bir yere taşınmayı sevmiyorum,bir yerden taşınmayı sevmiyorum.Dün eski evimin önünden geçerken bir süre durakladım.Kafamı kaldırdım eski dairemize baktım.Sonra başımı sağa çevirdim her sabah gazete aldığım marketin levhasına takıldı gözüm,okuldan eve döndüğüm yola,bisikletle kaza yaptığım yere,dayak yediğim sokağa...Biz bazı insanlar geçmişi öyle kolay kolay bırakamıyoruz heralde.Ödülümüz ne buna karşılık çözemedim henüz.Keşke değişimler bu kadar keskin olmasa ama başka çare yok çoğu zaman.Ne yani bazı eşyaları yeni eve taşıyacaktım,bazı eşyalar eski evde kalacaktı.Bir gece eski evde bir gece yeni evde mi yatacaktım?Yavaş yavaş bu duruma alışacaktım.Daha sonra yeni evde daha fazla kalmaya başlayarak yumuşak bir geçiş yapacaktım yeni hayatıma.Şu dediklerime de bak!
Şu anda dinlediğim şarkı bana çaktırmadan yıllar içinde kendini sevdirmeyi başardı.Fakat bu durumda da zaman tarafından gerçekleştirilen korkutucu bir güç gösterisine şahit olduğunu hissediyorsun.Ne huysuz adamım be!
Her zaman dediğim gibi değişimlerden nefret ederim ve ne kadar ironiktir ki başımıza gelen şey sadece değişim.Aslında sanırım benim nefret ettiğim değişim değil,bir şeylerin bana çaktırmadan değişmeyi başaramamaları.Bir yere taşınmayı sevmiyorum,bir yerden taşınmayı sevmiyorum.Dün eski evimin önünden geçerken bir süre durakladım.Kafamı kaldırdım eski dairemize baktım.Sonra başımı sağa çevirdim her sabah gazete aldığım marketin levhasına takıldı gözüm,okuldan eve döndüğüm yola,bisikletle kaza yaptığım yere,dayak yediğim sokağa...Biz bazı insanlar geçmişi öyle kolay kolay bırakamıyoruz heralde.Ödülümüz ne buna karşılık çözemedim henüz.Keşke değişimler bu kadar keskin olmasa ama başka çare yok çoğu zaman.Ne yani bazı eşyaları yeni eve taşıyacaktım,bazı eşyalar eski evde kalacaktı.Bir gece eski evde bir gece yeni evde mi yatacaktım?Yavaş yavaş bu duruma alışacaktım.Daha sonra yeni evde daha fazla kalmaya başlayarak yumuşak bir geçiş yapacaktım yeni hayatıma.Şu dediklerime de bak!
Şu anda dinlediğim şarkı bana çaktırmadan yıllar içinde kendini sevdirmeyi başardı.Fakat bu durumda da zaman tarafından gerçekleştirilen korkutucu bir güç gösterisine şahit olduğunu hissediyorsun.Ne huysuz adamım be!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)